Orhun TV


"KARA KAĞAN" aslında kimdir?

Tarih: 13-01-2018 15:14

Tarih bilinci, bir sosyal bilinçtir ve toplumların gelişimi açısından çok önemlidir. Tarihleri hakkında doğruları söylemekte zorlanan budunların, bugünkü yaşamları da yalandır aslında. Bu da bir gelişmemişlik örneğidir.

 
Tarih, bilinmek için öğrenilir.
Tarih, ders almak için öğrenilir.
Tarih, övünmek, kızmak, uyarı almak için de öğrenilir.
Tarih, bugünü ve geleceği kurmak için öğrenilir.
Bu nedenle, tarih doğru öğrenmelidir.

Tarih bir kaynaktır.
Kültürün, edebiyatın da kaynağı. Bu kaynak, Türk için sonsuzdur. Eşsizdir. Her yönüyle yarlanır edebiyat tarihten. Her yönü ile değerlendirir.
Tarihi romanların önemi işte burada ortaya çıkar.
En gerçekçisinden, en uç kesimine, mitolojisinden kurgusuna, tarihi romanlar, budunu tarihe ve tarih öğrenmeye hazırlar. 

Kimi zaman edebiyat öylesine başarılı olur ki tarihi bile aşar! Zamanla tarihleşir. Tarihin kendisi bellenir. Hayır, bunun da bir mahzuru yoktur. O da tarihe bir katkıdır. Önemsemektir ve benimsemeyi sağlamaktır.
Bugün, kuzeyde, tarihi ve mitolojisi olmayan pek çok ülke, edebiyattan destek alarak kendilerine yeni bir tarih ve mitoloji kurmaktadırlar.
Örnek: Yüzüklerin Efendisi... Bugün kuzey ülkelerinde ders olarak işlenmektedir ki bu eserin pek çok kahramanı ve öyküsü Türk tarihinden, Türk mitolojisinden aşırmadır. 
Yazık ki biz, bu değerli hazinemizi yeterince değerlendirmiyor, film, dizi sektöründe etkin olamıyoruz.
Bu durumda tarihin ve mitolojinin, çağımızın varsıllık araçlarından biri olduğunu da söyleyebiliriz. Öylesine büyük paralar dönmektedir ki bu işte!
 
Asıl konuya girmeden önce, bi kadim Türk töresinden söz edelim ki bu törenin, Çinlilerden mi bize yoksa bizden mi Çinlilere geçtiği tam olarak bilinmemektedir. Çünkü bu töreyi Çinliler de kullanmaktadırlar.
 
Bu töre şudur:
Yönetici uruğunda yer alan ulu kişiler, yaşamlarının değişim dönemlerinde, her görev değiştirdiklerinde adlarını değiştirirler. Elbette bunun istisnaları vardır ancak bunların da gerekçeleri olmaktadır. Ya o kişi istememkte ya da eski adı budun tarafından daha fazla beğenilip kullanılmaktadır.
Yani doğduklarında ya da yararlık, yiğitlik gösterdiklerinde bir ad alır ulu kişiler.
Tiginlik aldıklarında adları değişir, yeni bir ad alırlar. 
Şadlık, yabguluk aldıklarında başka bir ad alırlar.
Kağanlık aldıklarında da yeniden adlarını değiştirirler. 
 
Bunun nedeni, her yeni görevde yeniden doğmak, geçmişi geride bırakmak, aslında ad değiştirerek yazgıyı kandırmaktır. 
 
Bu çok geniş bir konudur ve gelecekte bir yazıda uzun uzun anlatırız.
 
Yazık ki yazı kullanma ve kayıt tutma alışkanlığı olmayan atalarımız, yani olanları yazmaya gerek görmeyen atalarımız, bizlere yeterli kaynak bırakmadıkları için bu ad değişimlerini de tam olarak bilmiyoruz. Çoğu ulu kişiyi son görevi ve son adı ile tanıyoruz. Diğer adları konusunda bilgi sahibi olamıyoruz.
Bu konuda Göktürk tarihinin Çin dayanaklı yazılı kısımlarında çok örnek vardır. Böylece bu töreyi kanıtlamak mümkün olmuştur. Ama yine de pek çok soru yanıtsızdır ve ortaya karışıklıklar çıkmaktadır.
 
Gelelim Kara Kağan'a. 
 
Budunun kabulüne uygun gelen yapı nedeni ile duygusallığımızın gerçekleri örtme yetisi ile yazık ki "KARA" orununu (Unvan) tamamen gerçek anlamı dışında bir kabule yöneldik. Kötü, yanlışlar yapan, doğrudan şaşan gibi...
Oysa "KARA" orunu üstün bir orundur Türklerde. İyi, yiğit, güçlü, becerikli, cesur er kişilere verilir. Yani "KARA" orunu taşıyan kişi eşsiz bir kişiliktir. Ancak edebiyatın gücü bu işi değiştirmiş, zaman zaman "KARA" adı verilen kişiler kötülenmiştir.
"Gözükara", "Karaoğlan" gibi tanımlarda olduğu gibi, KARA orunu taşımak bir üstünlüktür.
 
İşin diğer yanlış yanı, edebiyat öğretisi ile karşımıza bizi kızdıracak bir kişilik olarak çıkan KARA KAĞAN'ın kimliğidir.
 
Anlatmaya çalıştığımız Göktürk devrinin kağanlarını ve görev yıllarını yazarak konumuzu sürdürelim:
 
1. Çin sevdalısı, Çinli olmak isteyen, bunun için Çin imparatoruna "Beni Çinli yap" diye yalvaran Tu-li Çin'de kağan duyuruldu. (599-600 yılları) Çinliler ona "İ-li-tou Ch'i-min Kağan (Çi-min okuyalım)" yani "Sağlam, güvenilir kağan, adını verdiler.
Bu Çin hayranı kağan yaşadığı süre içinde yalnızca Çin'e hizmet etti. Çinli gibi yaşadı.
Ünlü İ-ch'eng Hatun ile evlendi. Onu Göktürk devletinin başına bela etti.
Çi-min, Çin'in desteği ile diğer Türk ulularını bastırdı ve bütün devletin başı oldu. 
Çi-min Kağan 609 yılında öldü. Çinliler üç gün yas duyurdular ve ağladılar onun için. Çünkü bir kandaşları ölmüştü.
 
2. Çi-min Kağan'ın ardından devletin başına, atasının tam tersi olarak gerçek bir Aşina ulusu olduğunu hemen gösteren Shih-pi Kağan (Şi-pi Kağan) geçti. Ki onun şadlık adı Tou-chi idi. 
Şi-pi Kağan, lavirat töresi gereği İ-ch'eng Hatun'unu almak zorunda kaldı. Ancak onu atası gibi yetkili kılmadı. Şi-pi Kağan, devleti eski gücüne kavuşturdu. Çinli etkisini kırdı. 
 
İşte bu yiğit Kağan, Şi-pi Kağan, Aşina Chie shih shuai (Kür Şad)'nin atasıdır. Diğer bir oğlunun adı da Tu-li'dir. Şi-pi Kağan devleti ulu bir şekilde yönetti ve 619 yılında öldü.
 
3. Ch'u-lo Kağan (619-621) (Çuluğ Kağan)
Şadlığında adı İlteber'di.
Şi-pi Kağan'ın kardeşiydi. 
 
İşte burada bir karışıklık ortaya çıkıyor. Çünkü kaynaklar Çuluğ Kağan'ın diğer bir adının da Kara Kağan olduğunu yazıyorlar. Çok uscul bir kağandı. Devletini güçlü kıldı. Üst üste akınlarla Çin'i bunalttı. İstediğini aldı. Yazık ki o da lavirat töresini uygulamış İ-ch'eng Hatun'u kendisine eş etmişti.
Bu evlilik İ-ch'eng Hatun'un Göktürk sarayındaki üçüncü evliliği idi. 
 
Çuluğ Kağan çok yaşamadı. Çin'e, büyük bir akın hazırlığında iken ağulanarak öldürüldü.
Çuluğ Kağan kendisini kimlerin zehirlediğini biliyordu. Onları hapse attırmıştı ki bu kişiler Çin tarafından görevlendirilmişlerdi. Kaynaklara göre Çin'den elçi gelen ve çok uğraşmasına, armağanlar sunmasına, yeni salmalar önermesine rağmen Çuluğ Kağan'ı akın yapmaktan vazgeçiremeyen Cheng Yüan-shou bu işin içindedir. Genel kanı ise, kaynaklarda yeterli bilgi olmamasına rağmen İ-ch'eng Hatun'un ağulama işinde bilgi sahibi olduğudur.
Evet, Kara Kağan orunlu Çuluğ Kağan 621 yılında öldü.
 
4.  Ardından İl Kağan (621-630) tahta oturdu.
İlig Kağan ya da Geyik Kağan...
 
Göktürk devletinin en talihsiz kağanlarındandır. Çok çok uzun zaman sonra Kara Kağan adıyla anılacağını ve kötüleneceğini elbette bilemezdi. İl Kağan, kabullerimizin tam  tersine, erliği, yiğitliği, kahramanlığı, savaşçılığı ve baş eğmemesi konuşulması gerekirken Kara Kağan kötülemesi ile karşı karşıya kalmıştır. Oysa ömrü savaşlarda, akınlarda geçmiştir. Elbette yanlışları vardı. Olmasaydı zaten devlet zora düşmezdi. Ancak o kara bir kağan değildi.
Buyruğundaki çok kişi ona başkaldırmış, hem de en yakınları, yalnız bırakmış oysa İl Kağan asla teslim olmamıştır. 
 
Yani Kara Kağan diye küçük görülen kişi, aslında Kara Kağan orununu taşımayan, yiğit, savaşçı, bağ eğmez bir kağandır. Belki en büyük yanlışı acımasız ve sert olması, yanlış kişileri dost tutması ve ölüm kıyınlarını kolayca vermesidir. Çok kişiyi öldürtmüştür.
 
O da lavirat töresine uymak zorunda kalmış ve İ-ch'eng Hatun'u kendine eş edinmiştir ki bu evlilik İ-ch'eng Hatun'un Göktürk sarayındaki dördüncü evliliğidir.
Bu Çinli hatun,  İl Kağan'ın son savaşında soydaşı Çinliler tarafından öldürüldü.
 
Kara Kağan, diye bilinen İl Kağan, asla Çin'e  teslim olmamıştır. İhanete uğramış, sığındığı dağda kuşatılmış, son okuna, son gücüne kadar, yanındaki sadık erleri ile birlikte savaşmış, yaralanmış ve tutsak düşmüştür.
Sonrasında Çin İmparatoru Kao Tsung'un hiçbir teklifini kabul etmemiş, yurdunu, budununu teslim edecek hiçbir anlaşma yapmamış, imparatorun verdiği hiçbir orunu, görevi kabul etmemiş, yaşamdan elini çekmiş ve kısa bir zaman sonra da uçmağa varmıştır. Onun bu erliğini gösterdiği mertliği Çinliler bile kabul etmişlerdir.
 
Özetle:
Aşina Chie Shih Suai (Kür Şad) ın atası, Şipi Kağan'dır.
Asıl Kara Kağan orunu Çuluğ Kağan'a aittir ki bu da yiğitliği nedeniyledir.
Kara Kağan diye anılan Göktürk kağanı da İl Kağan'dır.

Bu yazının sonunda bize Kür Şad gibi bir kahraman kazandıran, Bozkurtlar gibi bir şaheser armağan eden Türk Bilge Atsız'ı analım ve ad gününü kutlayalım!
İyi ki yazdı!
Yoksa kimse, tarihin sayfaları arasında yitmiş bir destandan duyumdar olamayacaktı.
Bir kahramana ad verme ululuğu yalnızca bilge kişilere verilmiştir. 
Kür Şad, Atsız Hoca ile yeniden doğmuştur.
İşte edebiyatın gücü...

Tarihin yapamadığını, edebiyat yapar!

YORUM YAP


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç